27.03.2013

Dukan Wars


Bu dünyada İdo’nun yaptığı Diamonds remixinden daha kötü şeyler de var. Mesela tam bir elbiseyi beğenmişken bedeninin kalmamış olması, ya da kalanında leke olması gibi. Mesela saçının istediği renk olmamasını bu safhada anamıyorum, çünkü saç mevzusu tamamen trajedidir, mutsuzluk tanımı olmaz; yıkım olur, felaket olur. Eğer hey saç, istediğim renk olmazsan, felaketim olursun! Bu yüzden kuaföre 2 yıldır kesim-boya vesair için gitmiyorum, evde kesiyorum ya annemin elinden öpüyor saçlarım.
Her neyse, tam dedim artık ben de dukan diyeti yapıcam bu son kalan kilolarımı vereceğim dedim, felsefesini çözdüm, tarifler aldım -yeminle gözlerim kör oldu bu arada- bir baktım aşamalar için internette sana bilgi veriyorlarmış. Dukan denilen şey aşama aşama bilen bilir. Neyse a dedim doğum-yaş-kilo yazayım; yazdım “GO” dedim ne çıktı? İdeal kilonuzdasınız size dukan mukan yok!
Anam nasıl yani?! İdeal derken de şöyle bir şey hani zaten zayıfsınız gibi değil de, işte o testi yaparlarken soruyorlar kaç kilo olmak istiyorsun, kaç kilo oldun en zayıf, en şişmanken kaç kiloydun, ailen vs… Yani diyor ki “Gülümmmm sen ancaaaa bu kadar zayıf olursun; senin genetiğin böle, bunla mutlu ol, balık etli balık etli yaşa. Dukan bile sana çözüm olmaz!”
Hayatımda böyle bir ayrımcılık, böyle bir ötekileştirme yaşamadım ben! Ne diyorsun sen yaaa?! Siteye bak resmen; akıllı olsun! Ben bir kere o iğrenç yulaf kepeğini almışım, suyumu kazandım da içmişim, ekmeğimi bölmüş yememişim dukan yeme demiş çünkü, sen ne diyorsun allasen?! Yapıcam bana ne, gör sen zayıflayacağım da. Sonra sitene girip nihahaha diyeceğim NİHAHAHAHA terbiyesiz!
Off neyse, şu aralar diyet ekmek menülerine falan bakıyorum ekmeksizlik çok fena çünkü. Bu vesileyle ben de kek – muffin kaplarıyla haşır neşir olcam gibi. Anneme sordum var dedi. Ama bozulmuş olabilirler, bilemedim şimdi. “Her diyetin bir masraf” dedi kadın bana. Masraf dediği şey de yulaf kepeği ile süzme yoğurt. Sanki avokado istemiş, sanki havyarlı kraker yemem gerekiyormuş gibi bir azarlama çekti bana. Abovv. Süt de aynı işlevi görürmüş. Süzme yoğurt yerine süt, karbonat yerine kabartma tozu o yerine bu kullanarak tamamen farklı bir yiyecek yapacağız sanırım. Off neyse…

26.03.2013

Milk Story

Aslında bir süt paketi olan Ted, tam adı gibi böyle neşeli, böyle bir şapşal, böyle bir dünya sevgisi dolu pastorize bir canlıydı. Tek amacı etrafındaki insanları mutlu etmekti; şakalar yapmak, insanları güldürmek... O zaman "peki başka ne istiyorsun?" diye sorsaydı biri, eminim buna cevap veremezdi. Belki de buna cevap verecek kadar çok şey öğrenememişti. Tabi henüz...
 

Hayat insanlara bir şeyler öğretmekle yükümlü. Bu yükümlülük tabi ki de Ted'i atlamayacaktı, hem Ted'in farkı neydi ki? Sunger Bob tarzı mutluluk halleriyle -ki dünyasında bu karakterden bile habersizdi- kaderin ağlarından kaçamazdı ya?! Heyhat! O ağlar onu da elbet sıkı sıkıya yakalayacak, öyle de güzel sıkacaktı. İşte o zamana kadar o da şapşal, cahil ama mutlu bir halde gezmeyi sürdürdü. Çünkü, süt paketlerinin de ruhları olduğu o paralel evrende, herhangi bir konu hakkında gelişmak, üstüne düşünmek dahi muhakkak ki kendileri için inanılmaz gereksizdi.


Pastorize sütlerin dünyasında en elzem şey dans edebilmek ve pipetti. Pipetle ilgili detayı, konumuzla ilgili olmadığından es geçsem de; eğer ki bu dünya Dauglas Adams'ın Galaksi Rehberi olsaydı, havlu yerine pipeti koyardı. Siz öyle düşünün.
Dans kişilerin, yani sütlerin, herhangi yeni bir gelişme karşısında gösterdikleri tepkiydi. Mesela el sıkışmazlar dans ederlerdi. Ted de işte o Çilekli Pastorize Süt Emma'yı gördüğünde, bu hissettiği şeyin tam olarak ne olduğunu anlayamasa da, o olay karşısında yapabileceği tek şeyi yaptı, dans etti. Yalnız kalpten gözleri kimse görmüyordu aslında, o gözler, o an sadece kalbi yeteri kadar hızlı çarpamadığı için, objektiflere o şekilde yansıdı...


O kadar hızlı gelişti ki her şey. Ted bile ne olduğunu anlayamadı.
Normal şartlar altında bir sütün bedeninde bulunan kalsiyum, vitamin, yağ ve laktoz oranının, eğer süt belli bir miktarda, stres, mutluluk ya da endişe yaşarsa değişeceği herkes tarafından bilinir. Eğer ki birisi o an Ted'in süt sayımını yapsaydı, yüksek oranda Laktoz bulacaktı. Çünkü Ted'in Tüm karton bedeni, Emma'yı gördüğü ve ona dokunduğu her saniye heyecandan kıvranıyor, laktoz oranını arttırıyordu. 
Ted karşı cinsten bir sütle ilk defa karşılaşıyordu. Karşılaştığı o ilk an o kişinin hayatında eksik olduğunu ve yıllarca bunu fark etmeden yaşayadığını anlamıştı. Kutusundaki boşluğu o dolduracaktı, onunla konuştukça anlayacaktı ki Emma, Ted'in süt eşiydi ve bu hikaye mutlu sonla bitecekti.




Yalnız bilmiyordu ki kader sevimli süt paketlerine bile hain oyunlar oynayabilirdi...

To be Continued



22.03.2013

Konserroooagggghhh


Bu yıl konser planlarken fark ettim ki 10 tane konsere gitmeyi planlıyorsam 5’ine gidiyorum.  O nedenle yazım planlarımı ne derece yansıtacak emin değilim. Ancak Belle And Sebastian konserini duyunca böyle bir naiflik geldi üstüme. “Helehöy!” dedim. “Gidicez sakin sakin dinleyeceğiz, ne de güzel olacak” diye düşündüm. Şu 500 Days Of Summer’ı izlediğimden beri ne zaman B&S’ı duysam aklıma Zoey Deschanel geliyor, uyuz oluyorum. Mis gibi grubumu filmde muhabbetini açtırarak mahvetti. Allah bilir zorla koydurmuştur o muhabbeti senaryoya, gıcık! Neyse Smiths’i mi etkilemeyi başaramadın gerçi, o kadar da değil bebeğim, yo o kadar da değil!

Ondan sonra Iron Maiden’a da gidebilirim. Hep sessiz hep sakin olmaz ki, biraz deşarj olmak lazım. Yoksa acaba One Love’a gidip Blur mu yapsam? Ama ne alaka di mi? Neyse ben düşünedurayım.
 



Ps: Kakül bana senden çok yakışıyor Zoey! Oraya getirtme beni  :xoxo

21.03.2013

Fruit Alarm!!

Limonata aşkı bitmez :)

Şu bir gerçek ki iş yoğunluğu artınca yaratıcılık da artıyor. Mesela bayadır bloğuna yazmayan ben böyle bir şeyler yazasım, böyle fotoğraflara atıyorum vera wang’in 2013 sonbahar koleksiyonuna bakasım, yeni çıkan albümleri indiresim, yeni kitaplar okuyasım, işte böyle bir kendimi geliştiresim var. Bu kadar işin içinde yapabiliyorum da! Ne demişler, işleyen demir ışıldarmış.

Bunun haricinde günlerdir, aylardır yaptığım spor ve diyette resmen duraklama evresindeyim. Anlamadım yıldızlardan mıdır ne halttandır, bir şey yediğim yok, deli gibi koşuşturuyorum yok yok YOK!! Yani göze çarpan hızlı bir gelişme alamıyorum. Böyle giderse eylüle ancak istediğim halde olacağım, yaz bitmiş olacak ve yazın bitimiyle tekrar kilo alışı… Yoooo dostum yooo..

Her ne kadar bloglarda millet yediği içtiği bol kalorili yiyecekleri paylaşsa da ben öyle olmayacağım! Vücudumuzu toksinlerden arındıralım, daha sağlıklı olalım diye sizlere bol bol salata-sonrasında meyve ve sonrasında bunların yanında iyi gider diye taze sıkılmış meyve suyu fotoğraflarını paylaşıyorum. Başa da sağlıklı yaşam deyince aklıma kremalı içeceklerden limonataya geçiş geldiğinden, nefis hazırlanmış limonata fotoğrafı koydum.  Bunlara göz gezdirdikten sonra ne yapıyoruz? Hemen kendimize salata hazırlayıp afiyetle yiyoruz. Hadi bakalım ;)











Salatalar bitti; şimdi sırada meyvelerimizde :)





Çöp şişten sonra çöp meyve




E bir de meyve suyu yanına..



Kola içmeyelim kesinlikle ama kutuları çok tatlı değil mi :)


20.03.2013

Buenos Dias! Günaydınlar.


Gerçi ben bu postu yazıp yollayana kadar bi öğlen oldu ama olsundu.

Hava gene bir bulutlu, gene kapalı… Tamam, mart kapıdan baktırır ama o da bir yere kadar! Ben böyle bir bunalımlı kış geçirmedim arkadaş, her kış bir öncekinden daha kasvetli sanki. Haksız mıyım? Büyüdük ya hep bundan böyle bence.

Tatil planımı yapmanın verdiği huzurla şu birkaç günümü ya sabır yaaaaa sabırrrrrrrr diyerek geçiriyorum ama bir yerden patlayabilirim. Bir insan ne kadar yoga yapsın, pozitif düşünsün, işi giderek daha az stresli olsun yine de tatil yapmayınca olmuyormuş. Ben bu yıl bir uzaklaşamadım ya İstanbul’dan bunalımım ondan bence. Sinirler gergin. Ancak geçenlerde havuzu bir o yana bir bu yana tavaf ederken fark ettim ki, denizlere hazırım! Kondisyonum yüksek.

Tatil yapmak da bir maliyetli… Ne kadar ucuz, ne kadar konfor aramasan bile bir yere kadar oluyor.  Sonrasında off şimdi o çekilmez, of burda yatılmaz, ne otobüs mü yok allasen derken yine bütçeleri zorluyor. Aman bütçeler zorlansın sinirler zorlanmasın efemm..

Önceki tatillere bakarken bu cafede çekildiğimiz fotoğrafı gördüm, içerisi supernaturalden fırlamış gibiydi. Hayaletli cafe :)




Bu aralar bir filmler seçiyorum, bir filmler seçiyorum; hepsi birbirinden iğrenç çıkıyor, Bir diğer postum bu filmlerle ilgili olacak hehe. Bir absürdler, bir tuhaflar.Tavsiye etmiyorum hiçbirini, maksat bir yerden görüp de izlesem mi diye düşünecek olursanız düşünmeyin diye. Hehehe yok şaka şaka.

 Tam size derken güneş hafif hafif çıktı, hadi bakalım :) İyi günler dilerim...

18.03.2013

Starbucks Kahvesi Eşliğinde Depresyon

 
Havalar gene soğumuş, şimdi gene ısınıyor, gene soğuyor ne tuhaf…
Ya ben de şey oluyor mesela, pozitif düşüncem düşüncem diye o kadar kasıyorum ki aklıma sürekli negatif şeyler geliyor, bir süre sonra kendimi haksız çıkarmaya çabalarken buluyorum. Gerçi tüm okuduğum kitaplarda bununla ilgili çalışmalar da var ama maalesef olmuyor. Mesela dün bir ağlama krizine yakalandım, bir 3 aydır olmuyordu. Çok kötü oldu, nasıl böyle üzerine üzerine geliyor insanın dünya anlatamam. Hani filmlerde olur ya, Türkan Şoray ünlü olur; kapak olduğu dergileri haber yapılan gazeteleri göstermek için yönetmen o dergileri-gazeteleri üst üste atarlar çekerler onu. İşte tüm kötü düşünceler, kötü anılar da beynime beynime fırlatılıyordu sanki. Sonra bu atak kendini sakinliğe de bırakmadı baya bir süre. Şu an yeni yeni düzeliyorum, gülüyorum falan…

Neyse, dün aslında güzel başlamıştı, yogaya gittim böyle bir dinginlik. Sonra meşhuurrrr Çin lokantası Fin geng Din Dong gibi çeşitli isimleri olan, bu açık büfesi olan yere gittik arkadaşımla, baya da bir yedik. Ben bu kızartılmış elma tatlısını pek bir seviyorum onun, böyle azcık yedim ama elimden gelse bir tabağa tepeleme koyup cips gibi yerim. Yerim yani. Ama yemeği de fazla yediğimden abartmadım.

Sonra starbucksa gittik bir kahve içip, konuşalım diye.

Arkadaşlar starbucksın kahvelerini çok seviyorum. Benim için başka hiçbir zincir, lüks lokanta, cafe, brasseire buradaki kadar güzel kahve ya-pa-mı-yor. Ama ve lakin ve fakat geçenlerde gördüğüm kahve ve bunlara ait kalori cetvelleriyle resmen şoke oldum diyemeyeceğim, çünkü epeydir biliyordum. Yine de tekrar bakınca listeye önce “ehe ben şu orta boyu bırakayım” oldum sonra “ya ben mocha almayayım, en iyisi latte; sıcak sıcak, kremasız, şeysiz içeyim ben böyle daha iyi, gerçekten daha güzel” dedim.
Ve bir amme hizmeti olaraktan sizlerle bu kalori cetvelini paylaşayım dedim. Eğer ki Victoria Beckham gibi gözükmek istiyorsanız, bir sonraki siparişiniz büyük ihtimalle filtre kahve –boyut önemli değil-ya da macchiato olabilir ama yok ben ille balık etli olacağım, Kelly Osbourne gibi arz-ı endam edeceğim diyorsanız beyaz çikolatalı mocha orta boy tam size göre. 






Yine de son soğuklarda size gelsin, sıcak sıcak :)

14.03.2013

Missisgamze Dies at the End


Kadınlarda mutsuzluk yaratıcılığı arttırıyor gerçeği var, peki ben neden hala büyük bir başarıya imza atamadım onu bilmiyorum; sanırım yetenek de şart. Bende mutsuzluk sürekli bir iştah açıklığı yaratıyor. Yani sınıf sınıf olabilir mutsuzluğun etkileri. Mutsuzluğundan yaratıcılığı artanlar, örnek Şebnem Ferah; iştahı artanlar, mesela ben.

Artık nişanlar Mezdeke’siz, düğünler farfarasız yapıldığından beri hiçbir şeyin tadı tuzu kalmadı. Ben de düğünümde topluca çakra açmayı planlıyorum. Bahanem de “kalabalığın gösterdiği sinerji minerji”.. Kasap yok yaa kasap?!

Düğünlerde, cool-hüzünlü-naif durmayı planlıyorum

Akşam toplaşıp bu filmi seyrettik “John dies at the end” . Sonu sürpriz olmayan bir film… En güzeli sonu belli olan filmler zaten. Sonunda seni neyin karşılayacağını biliyorsun, diyorsun sonunda John ölmüyor ahaha, film de çok saçma sapandı zaten. Ama güldük yine de. 

Supernatural’da son sezona geldim geleli yeni bir dizi arayışı baş gösterdi. Çünkü 4. Sezondan itibaren izlemeye karar verdim yaklaşık 1 ayda 88 bölüm izleyince, çoğunu da bir haftada izleyince insanda bir beyin travması yaratıyor tabi… O nedenle şu an izlediğim dizi Pretty Little Liars

O kadar güzel dizi varken neden bunu seçtim ben de bilmiyorum. Çünkü bazı bölümleri çok çok bayık ve ergen. Sadece gizemli bir olayı var onu da merak ettim cidden. Yine de 3 sezon olmuş ve hala daha olay –tabii ki de- çözülmemiş… Bunun da sonunun çok saçma sapan bir şeye bağlanacağına eminim. Çünkü zeka parıltılı bir dizi değil maalesef.  Bir de böyle Secret Circle vardı, onu kaldırdılar ama onu seviyordum bak. O da çocukçaydı ama güzeldi, bunu sevmedim. Bir öğretmen-öğrenci ilişkisi var mesela dizide. Olmamış o yani… Neyse 2. Sezona geçeyim de kararımı öyle vereceğim.

Bugünlerde ben...

Hava güneşlendi etti ne güzel derken bugün yine bir bulutlar, bir yağmurlar geldi. Yağmuru sevmediğim ve sevenleri anlamadığım gibi havanın bir iki derece düşmesine dahi tahammülüm yok. Bir de kar diyorlar yok artık yaa… Fark ettiğiniz gibi son 1 haftadır evde dizi-film izliyorum, evde olmasam bile toplaşıp film izliyoruz. Geçen hafta hastalandığımdan, ağrılar içinde yattığımdan bir şey yapamadım. Bu hafta tam gezmeye karar verdim ki tüm yurtta balkanlardan gelen soğuk hava esintisi… Peh diyorum.

 Oysaki ben aynen bu şekilde gezecektim buhafta :(((

5.03.2013

Kız Tomb Raider Çıkmış Koşş


Biz Lara’yı lisede bir ergenken tanıdık. Böyle ellerinde silahlar, önce teröristleri vuruyordu, sonra kaplan maplan vurduk; en son Mısır piramitlerinde birbirinden tuhaf odalarda ipuçlarını bulayım, o kapıyı açıyım, bu boğayı öldüreyim derken üniversiteyi kazandım; bir daha da o oldu. Çünkü üniversitede çok sosyal oldum, sormayın bilgisayarımı yenilemeye param kalmıyordu. Kahrolsun fakirlik. Ekran kartım artık bilgisayar oyunlarını kaldırmadığından ben de veda ettim haliyle oyunlara, iş güç, kariyer de malumunuz…


Geçenlerde bir arkadaşıma gittim, gel dedi sana ne göstericem.
Bir baktım son sürüm “Tomb Raider: Lara” new sürüm.
Yeni sürüm diyorum ama “A survivor is born”dan anlayacağınız üzere Lara’nın gençliği. Biz Lara’nın çocukluğunu 4’te görmüştük, şimdi de gençliğini görüyoruz. Her yaşını biliyoruz yani Lara’nın. Yani oyun çıkardıkça başka bir yaş.

Oyun

Şu an oyunun sadece başını ve birazını oynayabildim. Oyun Lara’nın “şu bölgeye bir bakalım bir halk yaşıyor sanırım” demesiyle başlıyor.  Bu kısmı tüm sitelerde “kayıp eşyaları toplamak” üzere diye anlatmışlar ama ben mi yanlış anladım bir tek; işte orasını anlamadım. Çünkü aslında başında kavim gibi bir şeyi bulmaktan bahsediyorlar, her neyse. Gidecekleri bu bölgede fırtınalı bir bölge… Velhasıl gidiyorlar, ancak fırtınaya dayanamayan gemileri Titanik edasıyla batıyor. Lara gözlerini kumsalda açıyor, bir takım insanlar görüyor sahilde; tam onlara seslenirken başına bir şey vuruluyor ve kendini mağarada bacaklarından asılı bir şekilde buluveriyor… Neyse buradan sonra kumanda bize geçiyor, peşimizde adamlar var falan. Gemidekiler nerde, bu adadan nasıl kurtulabiliriz, bunlar hep çözülmesi gereken gizemler olarak heyecanla bizi bekliyor… Yani let’s get started!

Lara’nın kıyafetleri

Lara’nın gençlik hallerine bakınca anlıyoruz ki o 25-30’lu yaşlardaki kadın bir estetik harikası! Genç halinin o önceki gördüğümüz kadınla alakası yok! Göğüsler küçük, burun kemerli, gözleri bile bir elamsılaşmış. Yahu bu kadın kahverengi gözlü değil miydi?! Neyse ben bu estetikleri bir bir gözümüne zokmak için bir “önceki hali- sonraki hali yaptım. Her şey apaçık önümüzde… Bir de Lara küçükken daha mutaassıpmış, geze geze bakmış ki seksilik epey değerli, açılmış saçılmış :)

Yani bizim bildiğimiz, piksellerden çıkartabildiğimiz kadarıyla bu şekil bir insandı kendisi  

Şimdi bu halini görünce garipsiyor insan... Burunda kesin estetik müdahale var.


Bu hali savaşçı bir arkeologa göre kesinlikle çok gerçekçi.

 

Burada ise anlıyoruz ki Lara bir zaman sonra Ebru Şallı pilates cdleri ile vücudunu daraltıp, göğüslerine silikon taktırmış.
 

Bizler Lara’yı tabi piksel piksel gördük, vurulduğunda kanı akardı ama vücudunda izi belli olmazdı, belli bir yaşam ömrü vardı yaralandıkça buradan düşerdi, sonra eğer hile bulursak bunu fullerdik falan… Oyunlar çok ilerlemiş resmen çağın gerisinde kalıp, dinozor olmuşuz yahu. O nedenle ara ara gidip arkadaşımın X-boxını sömürmeye adadım kendimi, hehe… “Yahu biz X-Box mı gördük?!” demek istiyorum.

İşte o nedenle bu oyunu tavsiye etsem abuk kaçacak, çünkü muadilleri nasıl bilmiyorum. Peki, bu yazıyı mı neden yazıyorum ee bu gençliğimin oyunu, bir gördüm çok heyecanlandım haliyle, hemen paylaşayım dedim. Kaldı ki FPS yerine TPS seven bir insanım. Her ne kadar en çok benim için Tomb Raider Mısır’da geçen egzotik oyun olsa da bir yeni macera insanı heyecanlandırıyor. Siz de heyecanlanıyorsanız durmayın!

İyi oyunlar : )

4.03.2013

Falım Fallanmıs

 

Sevgili, değerli blog arkadaşlarım nasılsınız, iyisiniz işallah? Havanın güzel görünüp de insanları aldatıp, incecik çıkartıp da soğuğuyla resmen tedariksiz şekilde yakalamanın hazzıyla, bizleri resmen dövdüğü o mart günlerindeyiz.

Martın ilk hafta sonu benim için çok çılgın başladı. Artık hepsi müşavir olmuş arkadaşlarımla buluşup, kariyer planlarımızdan, hayalimizdeki iş ortamlarından, gelecekte mesleğimizde ne şekilde ilerlememiz gereğinden konuşup durduk, sonra diğerlerinden ayrılıp iki kız kendimize renkli renkli kalemler alıp “iş yerinde bunlar iyi oluyoreee” dedik. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu oldu yani. Kız kısmı böyle oluyor derken, erkek bir meslektaşımızın “0.5 uç kullanacaksınız kalem olarak Pentel Grafik 1000 kullanın” demesiyle dumur olduk tabi. Bu nasıl kalem allasen derken evde bende bir örneğini buldum. Ben tabi her zaman kopkoyu ve kalın yazan kalem taraftarıyım ve Allah’ım ben neler diyorum?!!

Sonra liseden arkadaşımla buluşup önce kahvaltı sonra, tatlı, sonra kahve+fal olaylarına giriştik. Hayatımda 2 ay içinde gelişmeler olcakmış, olunca gel dedi, olmasa da gidicem “sen bana bunun garantisini vermiştin ama ühühühü” diycem.

Fal için taa lise zamanında gittiğimiz, grupça gidildiğinde özel odaları falan olan o köhneeeee, sefilll cafeye gittik. Ama nasıl sevdik, nasıl sıcak bir ortam, iyi ki dedik buraya gelmişiz. Keşke en başından beri buraya gelseymişiz hatta dedik. Fotoğraflar kanıtıdır : ))

Falım çıktı çıktı, çıktığı gibi hemen hepinize haber salıyorum birlikte baktırmaya gidiyoruz ;)

İşte kahvaltı karesi, yüzdeki o tombul ifade akabinde kahvaltı öncesi çekmeyi akıl edemediğim  tabağımın silip süpürülmüş halinin kanıtıdır! Şu yediklerimi çekmeyi bir beceremedim.


Kendi kaküllerimi kendim keserim!!

 Burada aklıma geldi mesela yemeden evvel :P

 


 Bu dogodan aldığım botlar, çok sevimli değil mi? Tamam genç biraz ama sevdim napıyım?!  ^^



Bu afiş için Zeki Demirkubuz'la Nuri Bilge Ceylan gözümün önünde kapıştı, bense fotoğrafı Ferzan Özepetek'ciğime verdim. Karşılığında yemek fotoğraflarımı da aldı, pek sever kendisi yemekli dost toplaşmalarını :))


 Bunlar da meşhur cafenin dekarasyonu :) Biz çok sevdik..
 
 
 Tüm bunların dışında fark ettim ki gerçekten bira göbek yapıyor arkadaşlar. Yani tatlı tatlı içiyorsunuz yok maç keyfiydi, yok filmdi diyerekten sonra ertesi gün bir bakıyorsunuz pantolon sizi zorlamaya başlamış. Yok artık diyorsunuz değil mi? Var efenim var, biranın göbek yapıcı özelliği var maalesef. Bu nedenle bu haftasonu kaçamağını diğer 3 hafta bir şey yemeyerek telafi etmeyi planlıyorum. 

Hepinize çoook mutlu haftalar.... 

1.03.2013

Çaycı Abla 2


Daha önce sizlere çaycı abladan bahsetmiştim. Çaycı Abla'da gelişmeler var. Resmen hiçbir yerde duyulmamış kelimeleri tutup çıkartıyor ortaya. Biz artık bu kelimelerin gerçekte var olmadığını tamamen hayal ürünü olduğunu düşünüyoruz. Bizim memlekette böyle deyip işin içinden hoop çıkıveriyor. Geçen gün üşenmedim söylediği bir şeyi Google da tırım tırım aradım, bulamadım. Yani hiçbir yerde kullanılmayan kelimeler… Sorsan köyünde bile bilen yok yani o kelimeleri, hatta annesi babası bile bilmiyordur buna eminiz artık. ÇADK “Çaycı abla Dil Kurumu” olarak yeni bir lügat oluşturmuş, bizi de yiyor, biz de kanıyoruz keko keko…

Geçenlerde kakaçlama dedi mesela. “Soğuktan ellerin kakaçlanmış kızzzzz”. Yine suratta O_o ifadeleri. Hani öyle kendinden emin, öyle rahat bir ifade kullanıyor ki sanki “Ali ata bak” demiş de biz anlamamışız. Sanki İngiliz’e “This is a pencil” diyor. Kakaçlamak ne ola ki? Muhlama gibi bir yemek mi? Matematik yeni bir deterjan mı?!

Yine yeni bir meyve olarak keba hurması da hafızalarımızda yer aldı. Bir de Kaaaabe hurması şeklinde okunması gerekirken kabe hurması diye okusa neyse. Kabe oldu Keba hay allam.

Yine bu çaycı ablamız bir ustayı sevmiyor, başı onunla belada resmen. Adam da gıcığın teki tamam da ablanın bu ustayla maceraları da kitap konusu… Ayşegül çay dağıtıyor kitabı olacak cinsten macera dolu. Neyse ablanın dedikodularını da anlatmıştım daha önce. Pek sever böyle tatlı tatlı çekiştirsin. Geldi “Ya o usta da bu sıcak suyu alıyor, ben zar zor ısıtıyorum; sanki tipi çekiyor.” Tipi çekmek de bu yağan kar olan tipi, onu çekiyormuş. Artık soğuk var gibi sıcak su peşinde mi demek istiyor,   ne demek istiyor anlayan beri gelsin. Hayır, tam anladım bunu bu manada söyledi diyorsun, ardından başka bir mana geliyor, apışıp kalıyorsun. Kolay mı CADK çözmek o kadar?!

Bir de abur cubura acır bucur demesi ve bulgura burgul demesi de gözlerden kaçmayan detaylar ama en fenası sonda.

Geçen yine bu gıcık usta, abladan manyak manyak isteklerde bulunmuş; çocuk gibi kaprisli zaten. Abla da demiş ki “benim gözümde herkes eşit; ona ayrıcalıklı davranamam” ablayı biraz daha zorlayınca o dillere pelesenk olan cümle çıkmış ağzından:

Onun ne farkı var ki? O da herkes gibi 7 aylık

Artık ablanın biyoloji bilgisinin zayıflığından mı, 2 tane aslan gibi oğluna hamile kalışının ardından uzun zaman geçmesinden mi bilemeyeceğiz ama tüm evrimi bir anda değiştirdi abla. Ablaya göre herkes prematüre. Ya da abla 2 ay geçe fark ettiğinden sonraki ayları saymış. 7 ay ediyor. E herkes 7 aylık işte.
Ablaya sorsan, bu sefer o sinirle 9 ay diyemedim diyor. O sinirle denmiyor işte bazı şeyler ne zorluyoruz biz de...

Abla yaa canımız. Geçenlerde bizi sevdiğinden odamıza pazardan aldığı kiviyi soymuş dilimizlemiş de getirmiş. Bir mutlu, bir ağlamaklı olduk ki anlatamam, sanırsın ekmeklerin karneyle verildiği zamanda abla bize avokado getirmiş; öyle bir heyecan.


Gelecek maceralarında görüşmek üzere…