ÇizgiRoman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ÇizgiRoman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21.05.2012

Çizgi Romanlar Lö Size De Yaranılmıyor

Ultra über ergen cadılı dizim Secret Circle'ın yeni sezonu olmayacakmış. Ay cidden sinirlerim bozuldu, daha bugün ilk sezonun finalini izlemiştim oysa ki. Meğersem o sezon finali değil küllüm finalmiş. Oysaki ben Lost'ta alışık olmadığımız: "bir şey farkedince millete yayma özelliği"nden, "kimsenin sır tutamaması"ndan, "5 bölüm idare edecek karakter ve konuların bir bölümde heba edilmesi"nden hoşlanıyordum belki?
Yok illa her şey kitabına uygun olacak. Lost güzeldi de ne oldu? Her şey bir rüyaymış oldu.
Bana ergen dizimi geri verin!!

Nım nım nımmm, bunun dışında asıl mevzu....Çizgi romanlar hakkında... İzleyin, biraz uzun ama değer, bilgilendirici falan. Hani geleneksel klişeler fln var ama yazarları çizerleri daha iyi tanıyorsunuz, bir nebze bana iyi geldi.

Ps: Neil'ciğim seni ve İngiliz aksanını gözlerinden öpüyorum, kib, öptüm bye...

ve linki:
SEX LIES AND SUPERHEROES

Sona kadar gelirseniz sondaki şarkı gayet manyakça sözler içeren Voltaire şarkısı... Onu da buradan ayrıca dinleyebilirsiniz.

30.03.2012

Bir Çizgi Romandır Yasamak!




Hayatım boyunca melankolik melankolik takıldım ve hala da bu şekilde takılmayı gururla sürdürüyorum. Hatta bu bunalımımı “Bunalım kız” adlı bir çizgi roman yazarak da sürdürdüm. Benim için hava hep yağmurluydu, ben ne yapayım?


Bu “Bunalım Kız” lisedeyken çok tuttu, bestseller oldu, kapış kapış gitti. Çünkü alanında ilk ve tekti. Çizgi roman derken sanki gerçekten çizebilir gibi bir havaya büründüm ya sanal alemin güzelliği. Yine de milleti kandırmak gibi olmasın, çizdiğim de aynı yanda Microsoft Paint 5.1 sürümüyle yaptığım çizim kadar şahaneydi. Ama koyunun olmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelebi derler hesabı benim de bu çizgi romanım oturduğum sıra ve arkamda devamı boyunca tam 5 reytingle top 1’deydi. Sadık okuyucularım beklediğinden her edebiyat ve edebi metinler derslerinde ben de kendi eserimi yaratıyordum. Ama lakin o günler çok geride kaldı. Bunun sebebiyse geçirdiğim kaza sonucu parmaklarımın kırılması ve bir daha çizemeyecek olmam falan değil, büsbütün yeteneksizliğimdi.

Ben her zaman derim “yaratıcıyım ama yeteneksizim”. Maalesef sanatçı olup bohem bir hayat sürmek istiyorsanız bu ikisi biraz da üzerine hırs serpiştirip hayat fırınında 250°C’de pişirmek gerekiyor. Üzerine bir de çevre oldu mu kapış kapış gider. Ama benim durumumda bu pek mümkün değildi dediğim gibi. O nedenle sıradan bir meslek seçip hayatımın ileriki tüm dönemlerinde giderek daha da mutsuzlaşan bir hayat sürmeyi kendime uygun gördüm ve mis gibi geçinip gidiyorum.

Ay nasıl bir hayat bu yaa, intihar edeceğim gerçekten şu an, öylesine bir bunalım.

Bir ben varım bir Kutlukhan Perker gerçeği var yaa. Nasıl kıskanıyorum o adamı, nasıl kıskanıyorum. Hayallerinin peşinden koşup gidenleri enselerinden tutup aşağıya düşüresim var. Nasıl bir insanım ben?

Bir de bu adam Society of Illustrators’ın ilk ve tek Türk üyesiydi dedilerdi bilmiyorum şu an bu gerçek değişti mi, beni aldılar haberim yok mu mesela?!

Bu adamın bir G. Willow Wilson’un yazıp kendisinin çizdiği “Cairo”, bir de kendisinin hem yazdığı hem çizdiği “Insomnia Cafe” adlı grafik romanları var. Air falan da var ama dallandırıp budaklandırmak istemiyorum, benim işim değil bunlar, isteyen alıp okusun, ilgilensin hiç umrum olmaz. Ben açıp okumam bile, tenezzül etmem. –yazar burada gözyaşlarına boğuluyor-

Hay sinirim bozuldu şu an fırının kapağını açıp Sylvia Plath gibi intihar edesim var. Bu görüntümü de Roy Lichtenstein çizecekse, kendimi bu uğurda şu an feda etmeye hazırım. Neyse hep Yiğit Özgür okumakla falan olmaz, çizgi dünyası bundan epey geniş. Gerçi hepsine yetişmeye imkan yok. Ama ben yine de Perker eserlerine bir bakıp döneceğim tekrardan.

P.S. : Elinde fazladan “Sandman”i olan varsa bir göndersin bana zahmet olacak ama :/  

23.02.2012

Süper Kahramanlar ve Mutasyonun Gerekliliği


               Yıllardır kendimde farklı bir şeylerin olduğu inancıyla yaşıyorum. Ne kadar garip di mi? Benimle birlikte dünya nüfusunun 1 milyarı da bu düşünceye sahip falan...
          Müzikle uğraşmam babamın bana 9 yaşında aldığı org ile "Üsküdar'a giderken"-"Nasıl geçti habersiz" şarkılarını çalmamla başlayıp, 22 yaşında elime kemanı alıp eve getirdiğimde annem ve babamın bu işe "Bizans Kahkahası" ile tepki göstermesiyle sona erdi.
        Bu ilgimin ancak "entelektüel bilgiçlik taslama" seviyesinde kalacağını anlamamla beraber kendimi işime verdim. Gayet standart olan yaptığım işte fena olmayan bir yere gelebildiğimi varsaysam da ben de herkes gibi biriydim artık bunu kabullenmiştim ve her insan gibi benim de normal olduğumun ortaya çıktığı anlarda tek şeyi bekliyordum: "Radyoaktif Örümcek".



   Ben süper kahramanlar içinde en çok Örümcek Adamı severim. Nedeni basit. Sıradan ezik bir insanken, kahraman oluyor. Hem de bir ısırıkla! Bir deterjan damlasıyla temizlenen ocak gibi… Ondan sonra güçsüzken güç kazandığı için arada bocalıyor. Bir havalara giriyor, hepimizin ki gibi o da yaşam gayesi, bu gücüyle para kazanmak istiyor. Çok sevdiği amcasının ölümünde çaresiz kalışı onun içinde yara olarak kalıyor ve o ünlü tema söz –sağolsun Sam Raimi’nin son filminde batırdığı- “büyük güç büyük sorumluluk getirir…” Hey heyy… Sevimliler sevimlisi May Hala, bence hafif meşrep Felicia, güzeller güzeli Mary Jane. Burdan Daily Bugle sahibi John Jonah Jameson’a da selam ederim. Gözün doysun be adam, çoluğunu, çocuğunu, eşsini, dostunu bu adam sayesinde zengin ettin; hala gözün doymadı. Ne nefretmiş, ne kompleksmiş sendeki! Sonuç olarak gözümü açıp ilk tanıdığım olmasa bile, tutkuları, düşünce yapısı, ilişkileri hep biz biz olan bu kahramanın yeri bende apayrıdır. Ben mutasyon nedir biliyorsam hepsini Peter Parker’a borçluyum. Ordan oraya uçan, gökdelen tepelerinde kendini harap eden, örümcek adam, halkın kahramanı, halk adamı “Spidey”.


   Oysa bir Batman öyle değil. Adam doğuştan zengin, malikanede falan yaşıyor. Yani gökdelen tepelerinde oradan buraya telef olmuyor. Çok klas. Mantıken olmak istesem Spiderman'dense bir Batman olmayı isterim. Bir kere Batmobilin falan var. Hatta geçtim Batmani ben olsam Bruce Wayne-Bruce Wayne takılırdım ortalarda. Hayır yani gerek yok kahramanlığa. Adam safi zengin de değil, bir  de başarılı bir iş adamı. Diğer çoğu kahramanın aksine gündelik hayatında da kalburüstü zaten… Sizi bilmem ama bence çok züppe bir adam Bruce. Değilse bile öyle. Tekrar diyeceğim ki bu adamın yerinde olsam hiç kahramanlığa bulaşmam. Sanmıyorum ki o da çocukluğunda trajik olaylar yaşamasaydı böyle bir amaç uğruna tüm hayatını ve Alfred'i de peşinden sürüklerdi. Böyle damlarda, pencerelerde maymun olurdu. Ama her şey kader kısmet… Yazılanın dışına çıkılmıyor, Bob Kane (yaratıcısı) böyle düşünmüş demek ki.     

         Superman'in dünyasıysa tamamen farklı. Yani o bir kere her konuda bizden üstün olduğundan adamda otomatikman bir ermişlik söz konusu. Her şeyi bitirmiş adam içinde. Yani güç gösterisine kalkışmıyor, bir ikilemde kalmıyor. Olduğu gibi, böyle saf iyi. Hani hangi deterjanla yıkarsan yıka o kadar beyaz olmayan gömlek gibi bir şey süperman. O nedenle onunla bir empati kuramıyoruz. Yalandan da kriptonit diye bir şey bulmuşlar, onunla güçsüzleşiyor falan ama hikaye. Adam zaman içinde geriye gidiyor yahu var mı ötesi! 

       Bu arada Clark Kent'in tüm gün gazetede çalışıp, hiç kimse tarafından tanınmamasının nedeni Daily Planet'teki herkesin gerizekalı veya balık hafızalı olması değil; Süperman'in süper hipotizma özelliğidir. Bu gücünü gözlüklerini kullanarak yapar ki böylece herkes onu sakar, aptal falan sanır. Don-tayt mevsuzuna geçmeden Süperman konusunu burda noktalıyorum. Zira kendisi trenden bile daha hızlı ve kıyafetlerin içini görebilen röntgenci bir arkadaşımız.

Çoklu kahraman dizileriyse bana hep tek kahraman dizilerinden bir nebze daha az çekici gelmiştir. Çünkü bir kere ortam bozuluyor. Tek sen olmuyorsun. Yaşadığın dünya düzeni de değişiyor hikayede. Artık basit kötü adamlara karşı değil de daha çok mutant-mutanta bir savaş söz konusu oluyor, bu da bana göre değil sanki. Yani hani eziktin sonradan güçlerine kavuşmuştun? Ya da hani çok zengindin bir travma atlattın ve mevcut düzeni değiştirmek için kahramanca bir yola girdin? Veyahut apayrı bir gezegenden geldin, ortama uymak için bocaladın? İşte benim ilgimi çeken bu durumlardan hiçbiri yok! Bir kere yalnız değilsin, etrafın arkadaş dolu, savaştığın kişiler senin gibiler. E ya biz noolcaz? Biz basit insanlar? Havanız kime onu diyorum?!

Bu X-men, filmi sayesinde çok popüler oldu. Yoksa bence tırıvırıydı –aaa koskoca iks adamlara ne dedim- Zaten o Wolverine nasıl öyle öne çıktı resmen bir film sektörü Hugh Jackman’la algımızı yıkadı. Eskiden X adamlar vardı, şimdi herkesin aklında “hee x “man”, wolverin’i diyosun sen bıçaklı felan” oldu. Oysa ki ben o mavi adamı bilirdim (Hank McCoy – Beast), ilk aklıma gelen adam o olurdu hep X-men diyince. Öyle mutlu oluyordum. Hatta Spider/X-men karşılaşılan bölümlerde bu mavi adam hep ortamı düzeltirdi, “hele durun bi sakin olun” derdi. Bak orda bile şimdi şimdi aklıma geliyor o güzel ortamı bozan hep bu Wolverine olurdu zaten. Bir havalar, bir ukalalık… Hepsini yedi bitirdi. 


Çoklu kahramanlı dizilerin iyi tarafı, kadın kahramanların daha da kullanır olması olabilir. Bir Storm olsun (Fantastic Four), bir Jean Grey olsun (X-men) bu dizilerde var olmuşlardır. Onun dışında Wonder Woman ise sanki kız tarafının ilgisini çekmektense, erkek tarafını daha da okumaya teşvik etmek için yaratılmış gibidir. O ne zevksizlik, o ne dekolte kıyafetler öyle allasen?  İşte kadının yanında örnek alabileceği kimse yok ki bi baksın “aa Storm bugün ne giymiş bi’ bakıyım” desin. Erkek egemen dünyada moda olsa olsa böyle olur zaten. Böğrü açık, kaslı hatun, aman ne güzel. Bir de evlenmiş çocukları olmuş bunların Süperman’le. Ay bi zahmet gitsinler Kripton’da yaşasınlar diyceğim ama o gezegen de patladı, başımıza kaldı bunlar ailecek!






    ****************


Sonuçta mutasyonun getirdiği bir fayda yok! Ne örümcek adamın savaşacağı kötü adam bitti, ne Gotham’dan bir şey oldu. Eğer mutasyon geçiriyorsan kendine hayrın var bu bir gerçek. Toplumsal olarak sayılarını arttıralım deyince de ayrılıp bu sefer birbirleriyle kapışıyorlar, 3. Tür geyiği dönüyor, Magneto’ların bini bir para oluyor… O nedenle mutasyonun gerekliliği dedik ama her şey kendimiz için. Ben bir radyoaktif örümcek gelsin beni bulsun, kozmik ışınlara maruz kalayım falan istiyorsam hep kendim için mesela. Atıyorum trafik mi oldu koşmaya başla, ağlarını ordan orya savur… Sonra büyük güç büyük sorumluluk ister! Sorumlu sorumlu nereye kadar, ekmeğini yemeyeceksem ne anlamı var ki? İşte bu nedenden bulmuyor bu örümcek beni, bu toplum bilincine varamamış aç gözlülüğüm yüzünden ısırmıyor. Hain örümcek!

 


Not: Aslında kendi zamanımda izlediğim örümcek adam müziği daha farklı olmasına rağmen bunu buldum ve çok güldüm. Spidey hadi bakalım. İyi dinlemeler…