5.03.2013

Kız Tomb Raider Çıkmış Koşş


Biz Lara’yı lisede bir ergenken tanıdık. Böyle ellerinde silahlar, önce teröristleri vuruyordu, sonra kaplan maplan vurduk; en son Mısır piramitlerinde birbirinden tuhaf odalarda ipuçlarını bulayım, o kapıyı açıyım, bu boğayı öldüreyim derken üniversiteyi kazandım; bir daha da o oldu. Çünkü üniversitede çok sosyal oldum, sormayın bilgisayarımı yenilemeye param kalmıyordu. Kahrolsun fakirlik. Ekran kartım artık bilgisayar oyunlarını kaldırmadığından ben de veda ettim haliyle oyunlara, iş güç, kariyer de malumunuz…


Geçenlerde bir arkadaşıma gittim, gel dedi sana ne göstericem.
Bir baktım son sürüm “Tomb Raider: Lara” new sürüm.
Yeni sürüm diyorum ama “A survivor is born”dan anlayacağınız üzere Lara’nın gençliği. Biz Lara’nın çocukluğunu 4’te görmüştük, şimdi de gençliğini görüyoruz. Her yaşını biliyoruz yani Lara’nın. Yani oyun çıkardıkça başka bir yaş.

Oyun

Şu an oyunun sadece başını ve birazını oynayabildim. Oyun Lara’nın “şu bölgeye bir bakalım bir halk yaşıyor sanırım” demesiyle başlıyor.  Bu kısmı tüm sitelerde “kayıp eşyaları toplamak” üzere diye anlatmışlar ama ben mi yanlış anladım bir tek; işte orasını anlamadım. Çünkü aslında başında kavim gibi bir şeyi bulmaktan bahsediyorlar, her neyse. Gidecekleri bu bölgede fırtınalı bir bölge… Velhasıl gidiyorlar, ancak fırtınaya dayanamayan gemileri Titanik edasıyla batıyor. Lara gözlerini kumsalda açıyor, bir takım insanlar görüyor sahilde; tam onlara seslenirken başına bir şey vuruluyor ve kendini mağarada bacaklarından asılı bir şekilde buluveriyor… Neyse buradan sonra kumanda bize geçiyor, peşimizde adamlar var falan. Gemidekiler nerde, bu adadan nasıl kurtulabiliriz, bunlar hep çözülmesi gereken gizemler olarak heyecanla bizi bekliyor… Yani let’s get started!

Lara’nın kıyafetleri

Lara’nın gençlik hallerine bakınca anlıyoruz ki o 25-30’lu yaşlardaki kadın bir estetik harikası! Genç halinin o önceki gördüğümüz kadınla alakası yok! Göğüsler küçük, burun kemerli, gözleri bile bir elamsılaşmış. Yahu bu kadın kahverengi gözlü değil miydi?! Neyse ben bu estetikleri bir bir gözümüne zokmak için bir “önceki hali- sonraki hali yaptım. Her şey apaçık önümüzde… Bir de Lara küçükken daha mutaassıpmış, geze geze bakmış ki seksilik epey değerli, açılmış saçılmış :)

Yani bizim bildiğimiz, piksellerden çıkartabildiğimiz kadarıyla bu şekil bir insandı kendisi  

Şimdi bu halini görünce garipsiyor insan... Burunda kesin estetik müdahale var.


Bu hali savaşçı bir arkeologa göre kesinlikle çok gerçekçi.

 

Burada ise anlıyoruz ki Lara bir zaman sonra Ebru Şallı pilates cdleri ile vücudunu daraltıp, göğüslerine silikon taktırmış.
 

Bizler Lara’yı tabi piksel piksel gördük, vurulduğunda kanı akardı ama vücudunda izi belli olmazdı, belli bir yaşam ömrü vardı yaralandıkça buradan düşerdi, sonra eğer hile bulursak bunu fullerdik falan… Oyunlar çok ilerlemiş resmen çağın gerisinde kalıp, dinozor olmuşuz yahu. O nedenle ara ara gidip arkadaşımın X-boxını sömürmeye adadım kendimi, hehe… “Yahu biz X-Box mı gördük?!” demek istiyorum.

İşte o nedenle bu oyunu tavsiye etsem abuk kaçacak, çünkü muadilleri nasıl bilmiyorum. Peki, bu yazıyı mı neden yazıyorum ee bu gençliğimin oyunu, bir gördüm çok heyecanlandım haliyle, hemen paylaşayım dedim. Kaldı ki FPS yerine TPS seven bir insanım. Her ne kadar en çok benim için Tomb Raider Mısır’da geçen egzotik oyun olsa da bir yeni macera insanı heyecanlandırıyor. Siz de heyecanlanıyorsanız durmayın!

İyi oyunlar : )

4.03.2013

Falım Fallanmıs

 

Sevgili, değerli blog arkadaşlarım nasılsınız, iyisiniz işallah? Havanın güzel görünüp de insanları aldatıp, incecik çıkartıp da soğuğuyla resmen tedariksiz şekilde yakalamanın hazzıyla, bizleri resmen dövdüğü o mart günlerindeyiz.

Martın ilk hafta sonu benim için çok çılgın başladı. Artık hepsi müşavir olmuş arkadaşlarımla buluşup, kariyer planlarımızdan, hayalimizdeki iş ortamlarından, gelecekte mesleğimizde ne şekilde ilerlememiz gereğinden konuşup durduk, sonra diğerlerinden ayrılıp iki kız kendimize renkli renkli kalemler alıp “iş yerinde bunlar iyi oluyoreee” dedik. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu oldu yani. Kız kısmı böyle oluyor derken, erkek bir meslektaşımızın “0.5 uç kullanacaksınız kalem olarak Pentel Grafik 1000 kullanın” demesiyle dumur olduk tabi. Bu nasıl kalem allasen derken evde bende bir örneğini buldum. Ben tabi her zaman kopkoyu ve kalın yazan kalem taraftarıyım ve Allah’ım ben neler diyorum?!!

Sonra liseden arkadaşımla buluşup önce kahvaltı sonra, tatlı, sonra kahve+fal olaylarına giriştik. Hayatımda 2 ay içinde gelişmeler olcakmış, olunca gel dedi, olmasa da gidicem “sen bana bunun garantisini vermiştin ama ühühühü” diycem.

Fal için taa lise zamanında gittiğimiz, grupça gidildiğinde özel odaları falan olan o köhneeeee, sefilll cafeye gittik. Ama nasıl sevdik, nasıl sıcak bir ortam, iyi ki dedik buraya gelmişiz. Keşke en başından beri buraya gelseymişiz hatta dedik. Fotoğraflar kanıtıdır : ))

Falım çıktı çıktı, çıktığı gibi hemen hepinize haber salıyorum birlikte baktırmaya gidiyoruz ;)

İşte kahvaltı karesi, yüzdeki o tombul ifade akabinde kahvaltı öncesi çekmeyi akıl edemediğim  tabağımın silip süpürülmüş halinin kanıtıdır! Şu yediklerimi çekmeyi bir beceremedim.


Kendi kaküllerimi kendim keserim!!

 Burada aklıma geldi mesela yemeden evvel :P

 


 Bu dogodan aldığım botlar, çok sevimli değil mi? Tamam genç biraz ama sevdim napıyım?!  ^^



Bu afiş için Zeki Demirkubuz'la Nuri Bilge Ceylan gözümün önünde kapıştı, bense fotoğrafı Ferzan Özepetek'ciğime verdim. Karşılığında yemek fotoğraflarımı da aldı, pek sever kendisi yemekli dost toplaşmalarını :))


 Bunlar da meşhur cafenin dekarasyonu :) Biz çok sevdik..
 
 
 Tüm bunların dışında fark ettim ki gerçekten bira göbek yapıyor arkadaşlar. Yani tatlı tatlı içiyorsunuz yok maç keyfiydi, yok filmdi diyerekten sonra ertesi gün bir bakıyorsunuz pantolon sizi zorlamaya başlamış. Yok artık diyorsunuz değil mi? Var efenim var, biranın göbek yapıcı özelliği var maalesef. Bu nedenle bu haftasonu kaçamağını diğer 3 hafta bir şey yemeyerek telafi etmeyi planlıyorum. 

Hepinize çoook mutlu haftalar.... 

1.03.2013

Çaycı Abla 2


Daha önce sizlere çaycı abladan bahsetmiştim. Çaycı Abla'da gelişmeler var. Resmen hiçbir yerde duyulmamış kelimeleri tutup çıkartıyor ortaya. Biz artık bu kelimelerin gerçekte var olmadığını tamamen hayal ürünü olduğunu düşünüyoruz. Bizim memlekette böyle deyip işin içinden hoop çıkıveriyor. Geçen gün üşenmedim söylediği bir şeyi Google da tırım tırım aradım, bulamadım. Yani hiçbir yerde kullanılmayan kelimeler… Sorsan köyünde bile bilen yok yani o kelimeleri, hatta annesi babası bile bilmiyordur buna eminiz artık. ÇADK “Çaycı abla Dil Kurumu” olarak yeni bir lügat oluşturmuş, bizi de yiyor, biz de kanıyoruz keko keko…

Geçenlerde kakaçlama dedi mesela. “Soğuktan ellerin kakaçlanmış kızzzzz”. Yine suratta O_o ifadeleri. Hani öyle kendinden emin, öyle rahat bir ifade kullanıyor ki sanki “Ali ata bak” demiş de biz anlamamışız. Sanki İngiliz’e “This is a pencil” diyor. Kakaçlamak ne ola ki? Muhlama gibi bir yemek mi? Matematik yeni bir deterjan mı?!

Yine yeni bir meyve olarak keba hurması da hafızalarımızda yer aldı. Bir de Kaaaabe hurması şeklinde okunması gerekirken kabe hurması diye okusa neyse. Kabe oldu Keba hay allam.

Yine bu çaycı ablamız bir ustayı sevmiyor, başı onunla belada resmen. Adam da gıcığın teki tamam da ablanın bu ustayla maceraları da kitap konusu… Ayşegül çay dağıtıyor kitabı olacak cinsten macera dolu. Neyse ablanın dedikodularını da anlatmıştım daha önce. Pek sever böyle tatlı tatlı çekiştirsin. Geldi “Ya o usta da bu sıcak suyu alıyor, ben zar zor ısıtıyorum; sanki tipi çekiyor.” Tipi çekmek de bu yağan kar olan tipi, onu çekiyormuş. Artık soğuk var gibi sıcak su peşinde mi demek istiyor,   ne demek istiyor anlayan beri gelsin. Hayır, tam anladım bunu bu manada söyledi diyorsun, ardından başka bir mana geliyor, apışıp kalıyorsun. Kolay mı CADK çözmek o kadar?!

Bir de abur cubura acır bucur demesi ve bulgura burgul demesi de gözlerden kaçmayan detaylar ama en fenası sonda.

Geçen yine bu gıcık usta, abladan manyak manyak isteklerde bulunmuş; çocuk gibi kaprisli zaten. Abla da demiş ki “benim gözümde herkes eşit; ona ayrıcalıklı davranamam” ablayı biraz daha zorlayınca o dillere pelesenk olan cümle çıkmış ağzından:

“Onun ne farkı var ki? O da herkes gibi 7 aylık”

Artık ablanın biyoloji bilgisinin zayıflığından mı, 2 tane aslan gibi oğluna hamile kalışının ardından uzun zaman geçmesinden mi bilemeyeceğiz ama tüm evrimi bir anda değiştirdi abla. Ablaya göre herkes prematüre. Ya da abla 2 ay geçe fark ettiğinden sonraki ayları saymış. 7 ay ediyor. E herkes 7 aylık işte.
Ablaya sorsan, bu sefer o sinirle 9 ay diyemedim diyor. O sinirle denmiyor işte bazı şeyler ne zorluyoruz biz de...

Abla yaa canımız. Geçenlerde bizi sevdiğinden odamıza pazardan aldığı kiviyi soymuş dilimizlemiş de getirmiş. Bir mutlu, bir ağlamaklı olduk ki anlatamam, sanırsın ekmeklerin karneyle verildiği zamanda abla bize avokado getirmiş; öyle bir heyecan.


Gelecek maceralarında görüşmek üzere…