11.11.2012

Spor falan...



Ne kadar çabalarsak çabalayalım bazen böyle boğazımıza bir şey oturuyor sonra hönkürmeye başlıyoruz. Böyle bir bunalım, böyle bir kendi hayatından nefret etme. Ne kadar pozitif olacağım, güçlü olacağım desen boş oluyor işte bazen. İşte o anların panzehirini kendim için keşfettim.

Daha önce başladığım ve kısa bir sürede bıraktığım yoga olayımı hatırlayan var mı içinizden bilmiyorum, işte ona yine başladım sayılır ama olay yogada da değil.

Yani bende değil en azından. Yoga çok fazla dinginlik isteyen ve bedeni yormayan –şu an için en azından başlangıç seviyesinde- sadece azar azar zorlayan ve geliştiren bir ne desem.. disiplin. Ben de daha başlangıç seviyesinde olduğumdan biraz moralim bozuluyor daha denge hareketlerini bile yapamıyorum mesela. Aradaki telkinler ise grupça birlikte olduğumuzdan anlamsız geliyor bana.

Bu nedenle cumartesi günü önce Pazar günkü yogaya da alıştırma olarak fitness bülümüne gittim. Ben seviyorum böyle yürümeler, bisikletler, mekikler, o tuhaf aletler falan. Böyle çıktığımda  pestilim çıkmış oluyor bir rahatlıyorum endorfin falan salgılıyorum bişeyler. Böyle vücudumun çalıştığını hissediyorum sanki daha bir canlanıyor. O nedenle öyle anlamsız anlamsız dakkalarca yürümek bana manasız geliyor demeyin, yapın!

Aslında konu fitness da değil. O değil bu değil ya ne? Ya sı yüzme. Evet Pazar günkü telkinli yogamızdan sonra anne hatunun baskısıyla yüzemeye de gittim. Böyle bir saat yüzdüm.

Şimdi bir saat, 1sa, 60:00 dk., falan şeklinde yazınca hani bi saat dolaştım geldim gibi bir şey sanıyoruz ya değil arkadaşlar değil! Bir saat yüzme bildiğin insanı öldürüyor, nefes nefese bıraktırıyor… Böyle kafa dışarıda etrafı seyreder halde ya da sırtüstü yüzmeden bahsetmiyorum tabi ki. Bildiğin ya serbest ya kurbağa ya da kelebek-ki buna gelemedim çok yoruldum- yüzmeden bahsediyorum burada. Ya bir 15dk yüzdüm nefes nefese kaldım. Hadi 20dk. yapıyım bari dedim baktım azcık açıldım, hadi bari yarım saat olsun azcık durunca bak dinleniyor insan dedim, hadi 45 öyle öyle derken yalan olmasın 55dk. suda kaldım. Ama çıktığımda pilim bitmiş, bacaklarım titrer, karnım zil çalar haldeydim. Gözümden hamburgerler geçiyor ama dizlerim onlara ulaşmak için koşamayacak kadar titriyordu. Naptım ben de yıkanıp çıktım. Sonra bir saat sonra kadar gittim salata yedim onu da tam yiyemedim, kahve aldım onu bile tam içemedim. Zaten fitnesstan karın kaslarım ağrımış, yüzmede pestilim çıkmış mide öğütmüyor : (

Ama moraller nasıl? Süper tabi ki... Hani biraz uykulu tabi ama süper. En azından ağlayamayacak ya da kötü düşünemeyecek kadar yorgunum : ) Ama bloga yazdığımı düşünecek olursak aslında morallenmişim oh oh pek şeker : ) 

Fotoğraflarını da çektim. Cumartesi günü hava oldukça yağışlıydı ben de spora gitmeden bir kahve molası verip, yağmurun dinmesini bekledim. Sizler için havayı ve kahvemi çektim, yağmur-kar-çamur-sel beni sporumdan alıkoyamadı!!


Fotoğrafta istediğim gibi çekememişim bulutları ama gerçekten bulutlu ve sıkıntılı bir hava vardı.


Yavru kedicik –yavru dediğim bildiğin azman- da böyle sokakta mayışmış, yuh o kadar yağmur yağıyor kedi uykuda, yok böyle bir rahatlık : )



Bu arada sağlık için plastik şişe değil cam şişe tüketelim efenim! Bu da odamdan giren sıcacık güneşle beraber parlayan annemin küçük kuzenime boyatıp yeni bir eser çıkardığı cam şişem : P


Pazar günü hava cumartesiye nazaran oldukça şendi, güneşli ama soğuktu. Güneşli oldukça sorun yok! 


Efenim kendime vergiğim kallavi ödülüm ama anca yarısını falan yediğim… Heralde?


8.11.2012

kadere omuz silkmece


Alışveriş insanı mutlu eder mi?

Bu aralar o kadar yorgunum ki iş çıkışı “ya nasıl gidicem ki oraya ben yorulurum” ya da “evden çıkmıyım ben şimdi git-gel uzun sürer yollarda” deyip duruyorum. Şu an mesela inanılmaz uykum var gerçi 3 saat uyuyup işe gelmiş olmamdan da kaynaklanıyor olabilir bu.

Alışveriş mesela mutlu etmiyor beni. Çok sıkılıyorum ama mutluysam daha da mutlu ediyor böyle bir şey. Mutsuzken pek etkisi yok.

Bol bol tatlı yiyorum. Oh nooooo!!

4 yıldır didindiğim, uğraştığım, emek verdiğim, kendimi yırttığım, gözyaşlarına boğulduğum ruhsatımı-meslek unvanımı, tek sınavda - bir kerede almış olmanın haklı gururunu da yaşıyorum bir yandan. Daha önce de demiştim zeki miyim neyim :P  Yok gerçekten çok emek verdim. Bütün notlarımı millete dağıttım adeta bağışladım; sanki bir yardım meleğiymişçesine, sanki bir Birleşmiş Milletler İyi Niyet Elçisiymişçesine. Niyetim iyi ama, iyi niyet.

Tabi tüm bu gelişmeler sosyal-ekonomik yönden ne zaman etkisini gösterir bilemiyorum. N’olur çok yakında olsun :/ Olmalı yani.

Ya da şüpheyle bakmayıp kesin konuşalım evren bizi duysun mesela?

Yakında çok güzel gelişmeler olacak. Geleceğimde pembe panjurlar ve beyaz Rover’lar görüyorum. Böyle bir hayat yani… Coming soon :P

Woody Allen’ın to rome with love’ını sinemada seyretmeyeceğim ama muhakkak James Bond’a gitmek lazım. Çok güzel olabilir. Bence yani. Güzeldir kesin belki anlatım bozukluğuyla.

Görüşmek üzere.


6.11.2012

Nasıl bir hafta sonuydu bu böyle, anlamadım



Olumlu düşüneceğim diye aklıma olumsuz ne varsa getirdiğim bir haftanın Cuma gününde yatarken kendimi sakatladım ve tüm hafta sonu yandaki gibi yattım efenim.
Yatmak hiç hoş değil, yo değil inanın ki. Sanki tüm o stresi hafta sonunda da yaşamış ve haftaya hiç tatil yapamadan girmiş gibiyim.  Bol bol Glee seyrettim ben de, öyle ki beynim döndü. Rüyalarımda bir grup öğrenciye sürekli taktik falan veriyordum.
Glee gibi müzikal bir dizinin 6-7 bölümünü izleyince insanda, Eurovision şarkı yarışması izlerkenki duygu durum oluşuyor. Şarkıların da hepsini bilmediğimden böyle bir şapşallaşma, şarkıların hepsinin anlamsız gelmesi, melodiyi artık duyamama gibi. Bir süre sonra ben de kapattım ama yapacak başka bir şey de bulamadım maalesef ki.  
Boyun tutulunca Neler yapılmalı Episode 1
Öncelikle bölge sıcak tutulmalı, yani… you know man, c’mon bu maddeyi geçiyoruz.
Sıcak su torbasını bu bölgeye tutup, sonra da masaj yapılması insana inanılmaz rahatlık veriyor.
Kas gevşetici alınabilir ama ilk aldığımda inanılmaz tatlı uyku yaptı. Oh mışıl mışıl uyku…

Ama tüm bunlardan sonra asıl benim kişisel deneyimim daha önemli
Öncelikle sevgili annem 80’lerde o zamanın meşhur modası olan kupon biriktirme taktiğiyle aldığı akupunktur makinesini bana gösterdiğinde baya bir dalga geçtim. O makineyi kullanmayı aklımdan bile geçirmiyordum.-burada roman kasılmış-
Makinenin milatlık olması bir yana -lost seyredenler bilir- Dharmavari bir yerde deney amaçlı kullanılmak üzere hazırlanmışçasına bir kullanım kılavuzu vardı. Yahu insan tırsıyor. Her an King’in Tepki (Firestarter) romanındaki gibi bir deneye maruz kalıp da gözlerimden ateşler fışkırtabilirmişim gibi… Zaten ilgili sayfayı da paylaşıyorum.


Neyse aletimizin 5 ila 7 dk kullanılması gerekiyormuş. Fizik tedavi stili, hafif elektrik akımları veriyor makine, böyle iğne batarmış gibi oluyor. Ama böyle bir rahatlama hissediliyor tabi elektrik şokuyla beraber. Tarzı aslında önce sıcak tutularak yapılmasıyla dediğim gibi fizik tedavinin evde uygulanmış hali. Ertesi gün kalktığımda tutukluğun %75 geçtiğini söyleyebilirim. Böyle de istatistiki bir insanım ben. Yani ne varsa doğuda var o yüzden jara guruuu deevaaa OMMM.

Yattığım zamanlarda sadece Glee seyretmekle kalmayıp, seyrederken nedense çok rahatladığım Girl, Interrupted filmini de bir 5.kez falan seyrettim yine. Ve yine çok rahatladım. Oysa biraz kötü bir film aslında… Filmden bir iki sahne paylaşıyorum şimdi. Dipnot: Angelina bu filme en iyi yardımcı kadın oscarını kapıp ödül töreninde abisiyle öpüşmüştü, evet.






Yazının ana fikri, hastalık kötüdür, vakit kaybıdır. Anneler candır, uzak doğu-alternatif tıp göz nurudur. Kupon her şeydir, sağlık da.